NLB Health Check OK

Osmanlı İmparatorluğu döneminde uygulanan sistem Cumhuriyet dönemine kadar herhangi bir değişiklik görmeden süregelmiş, ancak Cumhuriyet döneminde olgunluğa erişmiştir. Şöyle ki;

1924 Teşkilatı Esasiye Kanunu(Anayasa)nun kabulü ile vatandaşlık hakkı bir esasa bağlanmıştır. Teşkilatı Esasiye Kanunu'nun 88 inci maddesinde "Türkiye ahalisine din ve ırk farkı olmaksızın vatandaşlık itibariyle (Türk) ıtlak olunur.  

Türkiye'de veya hariçte bir Türk babanın sulbünden doğan veyahut Türkiye'de mütemekkin bir ecnebi babanın sulbünden Türkiye'de doğup da memleket dahilinde ikamet ve sınni rüşde vüsulunde resmen Türklüğü ihtiyar eden veyahut Vatandaşlık Kanunu mucibinde Türklüğe kabul olunan herkes Türk'tür." "Türklük sıfatı kanunen muayyen olan ahvalde izah edilir" denilmektedir.  

1925 yılında takvim başlangıcında olarak "Miladi takvim"in esas alınması  b enimsenmiştir. Böylece 01/01/1926 tarihinden itibaren 1300'lü tarihler 1900'lü olarak yazılmaya başlanmıştır.  

1926 yılında Türk Kanunu Medenisi'nin yürürlüğe konulması ile evlenme ve boşanma işlemlerinde ve bu olayların bildiriminde kullanılan ilmühaber esası kaldırılmış, bunların yerini evlenme bildirimi ve mahkemelerce verilen boşanma kararları almıştır. 

1927 yılında 1041 sayılı Şeraiti Muayyenei Haiz Olmayan Osmanlı Tebaasının Türk Vatandaşlığından Iskatı Hakkında Kanun ile bazı şahısları kapsayacak şekilde vatandaşlık işlemleri bir kez daha düzenlenmiştir. Hemen bunun ardından da 1928 yılında 1312 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu yürürlüğe konulmuştur. 

1928 yılında Latin alfabesinin kabulü ile kütüklerin yazımında Arap harfleri ve sayıları terk edilmiştir. 

1930 yılında Umumi Hıfzıssıhha Kanunu ile Köy Kanunu nedeniyle nüfus işlemlerinde değişiklikler yapılmıştır. 

1934 yılında tescil edilmeyen birleşmeler ile bunlardan meydana gelen çocukların nüfus kütüklerine cezasız ve kolaylıkla nesebi sahih olarak tescilini sağlamak amacıyla geçici süreli bir kanun çıkarılmıştır. Halk arasında Af Kanunu denen bu uygulama; 1945 yılında 4727 sayılı Af Kanunu, 1950 yılında 5524 sayılı Af Kanunu, 1956 yılında 6652 sayılı Af Kanunu, 1961 yılında 225 sayılı Af Kanunu, 1965 yılında 554 sayılı Af Kanunu, 1966 yılında 780 sayılı Af Kanunu, 15/05/1974 tarihinde 1083 sayılı Af Kanunu, 28/06/1974 tarihinde 1826 sayılı Af Kanunu, 1981 yılında 2526 sayılı Af Kanunu, 1991 yılında 3716 sayılı Kanunla devam etmiştir.  

1934 yılında Soyadı Kanunu ile her aile ve kişi soyadı almış, unvanlar ve lakaplar kaldırılmıştır.  

1945 yılında bazı ay adlarında değişiklik yapılmıştır. 

Görüldüğü üzere bu değişiklikler yeni bir sistem getirmemekle birlikte, köklü sistemi desteklemiş, sadeleştirmiş, kolaylaştırmış ve güncelleştirmiştir. Cumhuriyet döneminin toplumsal yaşamımızda batılılaşma süreci içine girmesine ve yeni yaşam tarzı benimsemesine neden olan Türk Medeni Kanunu, Soyadı Kanunu, Umumi Hıfzıssıhha Kanunu, Köy Kanunu, Vatandaşlık Kanunu, İskan Kanunu, Türk Ceza Kanunu, Kemal Öz Adlı Cumhurreisimize Verilen Soyadı Hakkında Kanun, Efendi, Bey, Paşa Gibi Lakap ve Unvanların Kaldırıldığına Dair Kanun Ve bunların uygulanmasını gösterir tüzük ve yönetmelikler nüfus hizmetlerinde geniş ölçüde değişim meydana getirmiştir.  

Keza 1950 yılında İsviçre'nin Bern şehrinde kurulan Milletlerarası Kişi Halleri Komisyonuna 1953 yılında üye olan ülkemizin, bu komisyonla ilgili Türk Milli Seksiyonu olarak sekreterya işlerini de Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü yürütmektedir. Türkiye bu Komisyonca hazırlanan 34 ayrı uluslararası sözleşmenin 26'sını imzalamıştır. 

1961 Anayasası'nın "Siyasi haklar ve ödevler" başlıklı 54'üncü maddesinde; "Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk'tür. Türk babanın ve Türk ananın çocuğu Türk'tür. Yabancı babadan ve Türk anadan olan çocuğun vatandaşlık durumu Kanunla düzenlenir. Vatandaşlık, Kanunun gösterdiği şartlarla kazanılır ve ancak Kanunda belirtilen hallerde kaybedilir. Hiçbir Türk, vatana bağlılıkla bağdaşmayan bir eylemde bulunmadıkça vatandaşlıktan çıkarılamaz. Vatandaşlıktan çıkarma ile ilgili karar ve işlemlere karşı yargı yolu kapatılamaz" denilmektedir.  

İlerleyen tarih içinde nüfus cüzdanları değerli kağıt niteliğine kavuşturulmuş ve 1963 yılında 210 sayılı Değerli Kağıtlar Kanunu kapsamına alınmıştır.  

Mülga 403 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu 1964 yılında, 1961 Anayasası'nın hakim olduğu görüş doğrultusunda hazırlanmıştır.  

1965 yılında Türk Medeni Kanununun Velayet, Vesayet ve Miras Hükümlerinin Uygulanmasına Dair Tüzük yürürlüğe konulmuştur.  

1960'lı yılların sonunda Almanya'nın duyduğu insan gücü ihtiyacını Türkiye'den karşılaması nedeniyle yurt dışına büyük ölçüde göç başlamıştır. Nitelikli veya niteliksiz işçilerin yurt dışına gitmesi sonucunda, bunların boşalttığı yerler için bu defa da yurt içindeki göç bazı düzenlemelere ihtiyaç göstermiştir. Bu nedenle 1913 yılından beri yürürlükte bulunan Sicilli Nüfus Kanununun yerini alacak bir nüfus kanununun hazırlıkları yapılmıştır.